1/12/2008 - DENiZ GEZMiS
GİDENE KAL DEMEK ZAVALLILARA...!!! KALANA GİT DEMEK TERBİYESİZLERE...!!! DÖNMEYENE DÖN DEMEK ACİZLERE...!!! HAK EDENE GİT DEMEK ASİLLERE YAKIŞIR...!!!
Halkin gonlunde bir erdem dim ,Erdemim canimda can caninda kan oldu,Ben bir erdemim kanimda can canim da turku idin,Ben bir Erdemim umudum da kan kanimda devrimci savascimdin Kadere güldu vuruldu erdemım dedi dirildi,Kanlı bir gül dedi canlandı susturuldu Erdemler susmaz dedi dirildi, Umuda erdem dedım, Umut erdem oldu,Erdem dagda savascı yoldas oldu , Ben erdeme ermek isterdim sehitlerim halkima Erdem oldu...!!
!-Erdêm-!
Deniz Gezmis Biyografi Sitesi Unutmadık Unutmuyacagız.
| Forum | Radyo | SiirLer | ResimLer | Ön yaşamı Deniz Gezmiş, 27 Şubat 1947'de Ankara'nın Ayaş ilçesinde doğdu. Dedeleri aslen İkizdere, Rize ilçesine bağlı Cimil köyünden olup, babası Erzurum, Ilıca nüfusuna kayıtlı ilköğretim müfettişi Cemil Gezmiş, annesi ise Erzurum'un Tortum ilçesinden ilkokul öğretmeni Mukaddes Gezmiş'tir. Ailenin üç erkek çocuğundan ikincisidir. Ağabeyi Bora Gezmiş, hukuk fakültesinden ayrılıp bankacılık yapmıştır. Kardeşi Hamdi Gezmiş ise, mali müşavirdir. Gezmiş, öğretmen bir ailenin çocuğu olması sebebiyle ilk ve ortaöğrenimini Sivas'ta, liseyi İstanbul'da okudu. Henüz lise öğrencisiyken sol düşünceyle tanıştı ve kendini dönemin eylemleri içinde buldu.
| Siyasi Yasamı
1965'ten sonra, Türkiye'de gelişen gençlik hareketinin en önemli önderlerinden ve Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO)'nun kurucu ve yöneticilerinden Deniz Gezmiş, 1965'de Türkiye İşçi Partisi (TİP)'nin Üsküdar ilçe başkanlığına üye oldu. İlk kez 31 Ağustos 1966'da Ankara'dan İstanbul'a yürüyen Çorum Belediyesi temizlik işçilerinin Taksim Anıtı'na çelenk koymaları sırasında işçileri destekleyen ve Türk-İş yöneticilerini protesto eden gösteri sırasında gözaltına alındı. 7 Kasım 1966'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine girdi. Ardından 19 Ocak 1967'de Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF) binasının yedd-i emine verilmesi sırasında çıkan olaylarda yakalandı ve bir gün sonra iki arkadaşıyla çıkarıldığı mahkeme tarafından serbest bırakıldı. 22 Kasım 1967'de öğrenci örgütlerinin düzenlediği Kıbrıs Mitingi sırasında Aşık İhsani ile birlikte ABD bayrağını yaktıkları gerekçesi ile gözaltına alınıp daha sonra serbest bırakılan Deniz Gezmiş, Hukuk Fakültesi'nde birlikte okuduğu arkadaşlarıyla birlikte 30 Ocak 1968'de Devrimci Hukuklular Örgütünü kurdu. 7 Mart 1968'de İÜ Fen Fakültesi konferans salonunda düzenlenen AIESEC genel kurul toplantısında konuşma yapan Devlet Bakanı Seyfi Öztürk'ü protesto ettiği için tutuklandı. 2 Mayıs'a kadar tutuklu kalan Gezmiş, 30 Mayıs'ta 6. Filo'yu protesto ettiği için yargılandı ve beraat etti. Öğrenci eylemleri içinde etkinliği giderek artan Deniz Gezmiş, 12 Haziran 1968'de İstanbul Üniversitesi'nin işgal edilmesinde önderlik etti. İşgal Konseyi adına İÜ Senatosu ile Baltalimanı'nda yapılan görüşmelere katılan öğrenci heyetinin içinde yer aldı; öğrenci haklarının elde edilip işgalin sona erdirilmesinde etkili oldu. İşgalden kısa bir süre sonra İstanbul'a gelen 6. Filo'yu protesto eylemlerinde yer alan Gezmiş, 30 Temmuz'da bu eylemlerden dolayı tutuklandı ve 20 Eylül'de serbest bırakıldı.
TİP içinde yoğunlaşarak, ayrılıklara ve tartışmalara yol açan ideolojik sorunlarda Milli Demokratik Devrim (MDD) görüşünü benimseyen Deniz Gezmiş, bu görüşün özellikle devrimci öğrenciler arasında yayılmasında etkili oldu. Ekim 1968'de eylemlerde birlikte olduğu Cihan Alptekin, Mustafa İlker Gürkan, Mustafa Lütfi Kıyıcı, Cevat Ercişli, M. Mehdi Beşpınar, Selahattin Okur, Saim Kurul ve Ömer Erim Süerkan'la birlikte Devrimci Öğrenci Birliği (DÖB)'ni kurdu. 1 Kasım 1968'de TMGT (Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı) , AÜTB, ODTÜÖB ve DÖB'ün başlattığı Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal Yürüyüşü'nü düzenledi.
Ardından 28 Kasım 1968'de ABD büyükelçisi Kommer'in gelişi sırasında Yeşilköy Havaalanı'nda düzenlenen protesto gösterileri nedeniyle tutuklandı ve bir süre sonra serbest bırakıldı.
İstanbul Üniversitesi'nde sağcı güçlerin 16 Mart 1969'da girişmiş olduğu hareketlere öğrenci kitlesiyle birlikte karşı koyan Gezmiş, bu eylemi gerekçe gösterilerek 19 Mart'ta yeniden tutuklanarak 3 Nisan'a kadar hapis yattı. Ardından 31 Mayıs 1969'da İÜ Hukuk Fakültesi öğrencilerinin, reform tasarısının gerçekleşmemesini protesto için giriştikleri işgale önderlik etti. Üniversitenin kapatılıp, polise teslim edilmesi nedeniyle çıkan çatışmalarda yaralandı. Hakkında gıyabi tutuklama kararı olmasına rağmen hastaneden kaçan Gezmiş, Haziran'ın sonunda Filistin'e gitti. Filistin'e gitmeden önce 23 Haziran 1969'da TMGT'nin topladığı 1. Devrimci Milliyetçi Gençlik Kurultayı'na kendisi gibi haklarında tutuklama kararı olan FKF Genel Başkanı Yusuf Küpeli ile birlikte bir mücadele programı gönderdi. Eylül'e kadar Filistin'de gerilla kamplarında kalan Deniz Gezmiş,1 Eylül 1969'da, 10 Haziran'da "üniversiteyi işgal" ettiği gerekçesiyle Hukuk Fakültesi'nden ihraç edildi. Hakkında tutuklama kararının olduğu bu dönemde gazetecilere gizlendiği yerden demeçler verdi. 23 Eylül 1969'da Hukuk Fakültesi'nde olduğu sırada haber verilen polislerin de fakülteye gelmesi üzerine teslim olan Gezmiş, 25 Kasım'da serbest bırakıldı. Ancak Yıldız Devlet ve Mühendislik Akademisi'nde Battal Mehetoğlu'nun sağcılar tarafından öldürülmesinden sonra okulda yapılan aramada, ele geçirilen dürbünlü bir tüfeğin Gezmiş'e ait olduğu öne sürülerek hakkında yeniden tutuklama kararı alındı. 20 Aralık 1969'da yakalanan Gezmiş, kendisiyle birlikte tutuklanan Cihan Alptekin'le birlikte 18 Eylül 1970'e kadar tutuklu kaldı. Bundan sonra öğrenci eylemlerinden uzaklaşarak, mücadelesini değişik alanlarda sürdürdü. Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan'la birlikte THKO'yu kurdu. 11 Ocak 1971'de THKO adına Ankara İş Bankası Emek Şubesi'nin soygununu gerçekleştirenler arasında yeraldı. 4 Mart 1971'de dört ABD'li erin Balgat'taki Tuslog Tesisleri'nden kaçırılması eyleminde de bulundu. Kaçırılan erler daha sonra serbest bırakıldılar. Deniz Gezmiş sol hareketin öncülerindendir.
| EyLemLer İstanbul Üniversitesi'nin 12 Haziran 1968'de işgaline önderlik etti. İşgal konseyi adına üniversite senatosu ile Baltalimanı'nda yapılan görüşmelere katılan öğrenci heyetinin içinde yer aldı. 1 Kasım 1968'de TMGT, AÜTB, ODTÜÖB ve DÖB'ün başlattığı Samsun'dan Ankara'ya Mustafa Kemal Yürüyüşü'nü düzenledi. 11 Ocak 1971'de THKO adına Ankara İş Bankası Emek Şubesi'ndeki silahlı soygunu gerçekleştirenler arasında yeraldı. 4 Mart 1971'de Ankara'daki Balgat Amerikan Üssü'nden dört ABD'li erin kaçırılması eyleminde bulundu. Bu eylemden sonra, Sivas'ın Gemerek ilçesi girişinde yakalandı.
| Yakalanışı ve İdam Edilişi 12 Mart darbesinin ilk günlerinde Yusuf Aslan ile birlikte Sivas'a gitmekte iken motosikletleri bozuldu. Bir ihbar sonucu polislerin gelmesi üzerine çıkan çatışmada Aslan ile birbirlerini kaybettiler. Aslan o esnada, Gezmiş ise 16 Mart 1971 salı günü Sivas'ın Gemerek ilçesinde teslim oldu ve Kayseri'ye getirildi. Buradan Ankara'ya zamanın İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu'nun makamına götürüldü. Mahkemesi 16 Temmuz 1971 günü Altındağ Veteriner Okulu binası'nda Tuğgeneral Ali Elverdi başkanlığında Baki Tuğ savcılığında Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 no'lu Mahkemesi'nde başladı ve 9 Ekim 1971 günü bitti. Deniz ve arkadaşları 16 Temmuz 1971'de başlayan THKO-1 Davası'nda TCK'nin 146. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle, 9 Ekim 1971'de idam cezasına çarptırıldı. İdam cezaları o zamanlar senato tarafından onaylanmak zorundaydı. İsmet İnönü "siyasi suçlar idamla cezalandırılmamalıdır" diyerek Bülent Ecevit ile birlikte red oyu kullanır. AP genel başkanı Süleyman Demirel ise infazdan yana oy kullanır. Olaydan 15 yıl sonra, Süleyman Demirel bir gazeteciye verdiği demeçte idamlar için:soğuk savaşın talihsiz olaylarından biri yorumu yapar. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ise idamları onaylayarak özür dilemeyi reddeder.[1] İdam edilmeden önce Alman Der Spiegel dergisinde çıkan son yazısında "Yaşasın Marksizm-Leninizmin yüce ideolojisi! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği! Kahrolsun Emperyalizm!" dediği belirtildi.[2] Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ile birlikte 6 Mayıs 1972 tarihinde, gece 1:00-3:00 arası, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nde idam edildi. İdama giderken imam istemedikleri bilinmektedir, fakat definlerinde bir imam bulunmuştur.Mezari, Ada:L/17 Parsel:21 Ankara/Karşiyaka Mezarliğinda bulunmaktadir. | Son isteği hakkındaki iddialar Deniz Gezmiş ve diğerlerinin idam edilmeden önce son istekleri üzerine farklı iddialar vardır: Örneğin; Deniz Gezmiş'in Joaquín Rodrigo'nun Aranjuez konçertosunu (muhtemelen Adagio'sunu) dinlemek ve bir bardak demli çay içmek istediği söylenir. Yazar Erdal Öz'ün Gezmiş'le yaptığı görüşmelerde tuttuğu ve Gülünün Solduğu Akşam eserinde bulunan notlara göre Gezmiş idamını bu şekilde düşünmüştür.[4] Fakat yine aynı eserde bulunan notlara göre avukatının anlattığı idam anında bu istek geçmemektedir. Bir başka iddiada ise son isteği sorulduğunda idamını kendi gerçekleştirmek istemiş ve tam idam edileceği sırada altındaki tabureyi kendi itmiştir. Öz'ün eserindeki avukat notlarında bu da geçmemektedir. Aksine son sözleri olan "Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! "Yaşasın Kürt Türk Halklarının Mücadele Birliği"Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun Emperyalizm!" şeklinde bağırırken taburesine vurulmuş ve "emperyalizm" kelimesinin 'izm'ini söyleyemediği kaydedilmiştir. Yalnız Hüseyin İnan'ın kendi taburesini tekmelediği belirtilmektedir.[5] Bir başka iddiada ise idam edilecek olan diğer iki arkadaşıyla vedalaşmak istediği söylenir. Hoşçakal Yarın filminde de böyle gösterilmektedir. Fakat bu istek aslında Gezmiş'in değil Yusuf Aslan'ındır.[6] İdam kementi boynundan geçirilirken, hücresinden alınıp apar topar darağacına götürülürken giymesine izin verilmeyen botlarının askerlere bırakılmamasını, ailesinden birinin almasını istediği doğru değildir. İdama giderken postalları ayaklarındadır, sadece bağcıklarını bağlamaya fırsatı olmamış, ve idamdan önce asıldığında ayaklarından düşmesin diye görevlilerden birine bağlatmıştır. Yalnız parkasını giyememiş ve onun babasına verilmesini istemiştir.[7] Öz'ün eserindeki avukat notlarına göre, Gezmiş'in son istekleri, avukatlarının idamı gözlemleyip sonraki kuşaklara "doğru" anlatmaları, cezaevindeki devrimci arkadaşlarını onun adına "tek tek öpmeleri", 1969'da öldürülen devrimci arkadaşları Mustafa Taylan Özgür'ün yanına gömülmeleri ve cezaevindeki parkasının ailesine verilmesi olmuştur
| Ölmeden önce ailesine yazdığı mektuplar Baba, Mektup elinize geçtiğinde ben aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben ne kadar üzülmeyin dersem yine de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum, insanlar doğar, büyür, yaşar, ölürler, önemli olan çok fazla yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir. Bu nedenle ben erken gitmeyi normal karşılıyorum. Ve kaldı ki benden evvel giden arkadaşlarım hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de düşmeyeceğimden şüphen olmasın, oğlun ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir, o bu yola bilerek girdi ve sonunun da bu olduğunu biliyordu. Seninle düşüncelerimiz ayrı ama beni anlayacağını tahmin ediyorum. Sadece senin değil Türkiye'de yaşayan Kürt ve Türk halkının da anlayacağına inanıyorum. Cenazem için avukatlarıma gerekli talimatı verdim. Ayrıca savcıya da bildireceğim. Ankara'da 1969'da ölen arkadaşım Taylan Özgür'ün yanına gömülmek istiyorum. Onun için cenazemi İstanbul'a götürmeye kalkma, annemi teselli etmek sana düşüyor, kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et. Onun bilim adamı olmasını istiyorum, bilimle uğraşsın ve unutmasın ki bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir, son anda yaptıklarımdan en ufak pişmanlık duymadığımı belirtir, seni, annemi, ağabeyimi ve kardeşimi devrimin olağanca ateşiyle kucaklıyorum Oğlun Deniz Gezmiş. Merkez Cezaevi |
|
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
24/11/2007 - KIRGIN DEĞİLİM

Sevgiden nasibini almamışların
yüreği ölüdür. Hazanda dalından düşen yapraklar kırılırken ağaçlarına, ben sana kırılmıyorum. Ağustos bitti kavuşmanın hazzını yaşatmadan. Bütün güllerde aşk yarası. Bakışların hala yüreğimde kazılı. Seni benden ayıran mesafelere kırgın değilim
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
22/11/2007 -

YaLaN SöZLeR GüLüSLeRe KaNDiM GiTTiM ELLeRe KiMBiLiR KaC SeNeLeRCe YaNar DuRuR Bu iciMDe
GüN GöRMeYeN Su YüZüM BiR SeNDe GüLDü SeNi SeVdi DöNSeNDe KiYMetTi YoK DüSTün GöZüMDeN BiR KeRe
ADaLeTSiZ KoCa DüNYa YiNe OLaN BaNa OLDu
AsK ATeSi YaR ACiSi DöNüP DuRuP BeNi VuRDu
SiMDi GöNüL YarRaLi KiRik KoLu KaNaDi SeNDe KaLDi YaRiSi VaRSin DuRSuN ACisSi...!!!
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
8/11/2007 - N.e.f.r.e.t.i.m.s.i.n Oysa Ki…N.e.f.e.s.i.m.d.i.n !!!!
SENİ SEVMEK YASAMAKSA BEN DAHA ÖLMEDİM BU GECEYi UNUTMA DÜNYALARI ÖNÜME SESERDE SENI ASLA AMA ASLA AFFETMEYECEĞİM...!!!
Senin olmadigin bir sehirde…Yangini olmadigin bir kalpte…Nefesi olmadigin bir bedende…Hayat devam ediyor !!!Sadece yasadigindan ve yasattigindan ibarettir hayat !!!Her biten gün basliyacak yeni bir günün habercisidir !Tipki sevdalar gibi…Biri gelir…Biri gider…Gelen gideni aratir derler ama …Gelen gidenden daha yürekli cikar !!!Ben günesi umutla ugurluyorum ki geceye,umutlarimla tekrar dogsun diye !!!Seni gözyaslarimla birlikte akan nefretimle ugurladim! Her damlada haketmedigin beni ve benligimi senden geri alabileyim diye !!!!Birdaha dönme diye…….Dönmeyi düsünme diye…….Döndügünde beni degil nefrete susamis gözlerimi görecegini bil diye…….Bedenim sensizde nefes alicak !!!!!Dünya sensizde dönecek …dönecek unutma !!!Ve yüregine…ellerine…gözlerine söylüyorum dinle…
N.e.f.r.e.t.i.m.s.i.n Oysa Ki…N.e.f.e.s.i.m.d.i.n !!!!
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
6/11/2007 - YÜREGiMiN iCiNDE KOPAN FIRTINA...!!!!

merhaba
saat gecenin 3cü ve ben hala uyumadim nasil uyuya bilirsinki bu yalan hayatta yalannci insanlar icinde bazen Allaha isyan ediyorum neden beni insan yarattin diye insan kadar nankör insan kadar cirkin bir varlik varmi bu canlilar icinde hayir yok bu yazdiklarimi okurken deli diyeceksiniz bana evet deliyim yalanci olmaktansa insanlari kulannip bir kenara atmaktansa deliyim acizim dünyadaki en kötü sey neyse oyum ama sunu biliyorum yüregim yarali canim aciyor ve bunun kimse farkinda degil....
insan bazen mutsuzlugu hissetmek istemez ama mutsuzsundur ve her yeni güne bununla baslarsin ne yapacani bilmeden ama yinede icindeki
umut bitmez hani derlerya her yeni gün yeni bir baslangictir ne kadar dogru onu bilmiyorum.. bazen alip basimi gitmek istiyorum bilmedigim diyarlara ben 24 yasima kadar hep baskalari icin yasadim
Bazen kendime soruyorum kisilik proplemimmi var diye ama sanirim yetistigim ortamin etkisi bunlar kim suclu burda ailem mi? yoksa ben mi ?bana sorarsaniz ailemde bende sucluyum kendi dogrularimi savunmadigim icin sucluyum ailemse el neder kurbani el icin yasiyoruzya aman demesin bak bunun kizda böyle hep iyi olmak mükemmel olmak zorundasin baska sansin yok ,senin degerlerinin senin düsüncelerinin bir anlami yoktur onlar icin ne aci ama kendilerinden bir parcaya zarar verdiklerinin farkinda degiller onlar dogru yaptiklarini saniyorlar...Anlatamiyorsun yanlislarini haykiramiyorsun yüzlerine siz yanlissiniz ben dogruyum benim düsüncelerim dogru ama olmuyor iste hep kaderi sucluyoruz kader diyim cekiliyoruz kenera bu kader degil banaz düsüncelerin bir sonucu ve bu düsünceler hic bir zaman yikilamiycak birileri gidecek ve onlarin yerini yenileri alicak ve böyle sürüp gidecek...
Bazen bir dosta ihtiyac duyarsin ama yoktur sense dostun var sanirsin ama yoktur en zor aninda yaninda degildir ben sunu anladim kimse kimseyi düsünmüyor arkadaslik yoldaslik dostluk bunlar unutuldu ucuz cümleler oldu eger gercek dostsan ne olursa olsun arkadasini yanliz birakmazsin iyi günde kötü günde aglarken gülerken onunla beraber olursun hayat bir yalan insanlarsa ondan beter yalan her kelimeleri yalan hep bir riya var isleri düsünce dostsun isleri bitince bir pacavradan farkin yok bir köseye atarlar tanimazlar seni okadar cok sey yazmak istiyorumki ama kelime haznem okadar genis degil ifade edemiyorum yüregimi icimdeki yangini haykirmak istiyorum dünyaya bazen ben varimbenim duygularim var düsüncülerim var birakin beni birakin yanlis yapayim yanlis yapip dogruyu bulayim nihayetinde bende etten kemiktenim nasil mükemmel olabilirim ki bunun farkina varin diye haykirmak isterdim... !!!!
ama olmuyor yapamiyorum karanlik dünyamda yasamaya devam ediyorum..Benim istedigim bir tek seyvardi bir dost yanimda olucak beni anliyacak benimle her zorluga katlanacak..
Buldum sandim ve yine yanildim taki bundan bir süre öncesine kadar aslinda onu bundan 8 yil önce soguk bir kis gecesinde tanidim hava soguktu yagmurluydu bir köye gittim ben ankarada yetistim icimde bir heycan vardi yeni bir yer görecektim ve gelmistim o köye güzeldi cok büyük bir köy degildi ufakti bir carsi vardi kücük ama güzedi insanlari sicakti ve o gece onu gördüm hava sohuktu yagmurluydu heryer camurdu sadece gözlerini hatirliyorum icimi isitti o gitmisti uzun bir süre görmedim onu sonra ankaraya geldi SIK görüsemesekte arada bir görüsüyorduk o soguk camurlu kis gününde o gece kader bizi birlestirmeden ayirmisti aslinda bize kalan kacamak bakisladi sadece bir türlü acilamadik bir birimize ve uzun yillar gecti aradan yeniden karsilastik bu sefer farkliydi sevgimizi inkar etmedik söyledik ama cok gec kalmistik bunun farkindaydik ve dost olmaya karar verdik can dostum derdi bana bir süredir haber almiyorum arada mesajlar gönderirdi halimi sorardi sanirim oda unuttu beni ona kizgin degilim kirginim cok kirginim suan ne yapiyor bilmiyorum umarim iyidir hayatin tüm güzellikleri onunla olsun Rabbim onu korusun....
Hayatimda ilk kez dedimya birine güvendim ama oda beni anlamadi belki yasadigi hayat cevresi onuda buna mahkum etti ve ben yine yanildim ne aci birine güveniyosun ama o seni yari yolda birakiyor tamam diyosun okadar aci cektin ama seni anliyan birisi var deger veren birisi var icine sevinc doluyor onunla konusurken mutlu oluyorsun ama onun umrunda bile degil bumudur dostluk bumudur arkadaslik evet her zaman oldugugibi yine husranna ugradim yine üzülen ben oldum ve anladimki benim gercek bir dostum olmadi nasil bir duygu bilmiyorum ama olmasini cok isterdim beni dinliycek bazen bana yol gösterecek hüznüme mutluguma ortak olucak ne aci dünyaya bir kere geliyosun kendi dogrularini yasayamiyosun nerde bu özgürlük nerde yoksa beni esmi gecti...
BuGüN YIKIGIM BiLiYoRMuSuN EZGiNiM CARESiZiM UMuTSuZuM BiRaKMa BENi iNSaNLaR KöTü BiRaKMa BENi KORKUYORUM...!!!
BeZGiNiM KaRaRSIZIM YILGINIM AL GöTüR BeNi O KaYIP GECELERE YETER iKiMiZE YANLIZLIGIM...!!!!
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
29/10/2007 - BARIS MEKTUBU....!!!!

Bu bir mektup. Kuş, güvercin kanadına yazıldı.Kimin vicdanına konarsa o okusun diye. Ölüm üzerine... Mayın üzerine... Kürt meselesi... Türk meselesi üzerine. Güzel kelimeler... Ve çirkin kelimeler üzerine. Ölüme doğru yapılan bu korkusuz koşudan korkuyorum. Mayınlarla parçalanan kardeş cesetleri odamda, yanı başımda duruyorlar. Yazdığım her kelimeye daha bir dikkatle bakıyorlar. Onlar dün parçalandılar. Yazıklar olsun diye başlıyor aklıma gelen her cümle şimdi. Yazıklar oluyor zira, insanın biriktirdiği en güzel şeylere. Yazıklar oluyor, bir çocuğun Kürtçe, Türkçe veya her ne hal ve her ne dilde ise gülümsemesine... HER SİLAH ÖLDÜRÜR AMA MAYINDAN KAHPESİ YOKTUR Sevgiliye hediye almaya, pazar alışverişine çıkmaya, bir bebek sahibi olmaya, sigarayı bırakmaya, piknik yapmaya, bir insanı her şeyden çok sevmeye.... Yazıklar oluyor... Yazıklar oluyor hayatın bizzat kendisine. Yapmayın! Mayınlar döşemeyin geleceğinizin güzergâhına. Bu kalleşin ne zaman patlayacağı belli olmaz. Bazen yıllar sonra, bir küçük kız çocuğu çiçek toplarken denk gelir, bazen yirmi yaşındayken ve daha önce hiç görmediğin bir yerde, daha önce hiç tanımadığın insanların arasında hem anayasal hem siyasal hem mukaddes bir yolculuk sırasında.... İnsanoğlu her melaneti icat etti; ama mayından kahpesi yoktur. Her silah öldürebilir, her zaman öldürme potansiyeli taşır; ama mayın MUTLAKA ÖLDÜRÜR. Mayın ıskalamaz! O birini mutlaka öldürür! Uğursuz bir pusuya yatar ve patlayana kadar, bir can üstüne basana kadar bekler. insanın icat ettiği EN ÇİRKİN şey silahtır. Ve silahların EN ÇİRKİNİ MAYINDIR! Sebebini unuttum kavganın ve umurumda da değil siyasi tartışmalar. Bir tek şey için dua ediyorum her gece, her gündüz: Kimse genç ölmesin dağlarımızda. EN GÜZEL KELİME "BARIŞ" ARTIK SOYTARI KELİME Silahlar susmadan sebebi konuşmaya imkan da yok lüzum da. Aklın sesi, akılsızlık susmadıkça duyulmuyor. Ve o zaman akla sadece DURUN demek geliyor. Hemen şimdi DURUN! Hiçbir haber geçmiyor ajanslar artık, ölümsüz. İçinde acı olmayan gecemiz yok.. Ne oldu diyorum yine, kim hangi korkunun, hangi uğursuz hesabın peşinde diye... Barış artık soytarı bir kelime... Her ağızda var; ama hiçbir yerde yok. Nerede bu barış? O, insanın icat ettiği EN GÜZEL kelime. Ama kelimelerle ne isterseniz onu yaparsınız. Barış dersiniz; ama savaş manasınadır. Hatta bütün savaşlar barış için yapılır. Ve herkes adil bir barış için savaşır. Ve akıl der ki, aslında savaşmıyorsanız barışmaya başlamışsınız demektir. Bir barış için yapılması gereken ilk ve belki de tek şey savaşmamaktır. Silahlar patlamaya başlamışsa orada insanın bulduğu güzel kelimeler orayı terk eder. SEVDADAN GAYRISINA AĞIDIMIZ OLMASIN Kelimeler de ölür bazen... Ve kelime cesetleriyle yaşanmaya başlar hayat. O kelimelerin, o cesetlerin... Nece olduğu, yani bu ölülerin ölürken son nefeslerinde hangi dilde konuştukları artık akılsızlığın gölgesinde soğuyan HAYATIN, YAŞAMANIN ta kendisidir. Ölen yirmisindedir. Artık, ardından söylenen ağıtlar kalır. Ve Anadolu’da ağıt sıkıntısı yoktur. Kürtçe’de de, Türkçe’de de binlerce ağıt vardır. Hatta aynı ağıtın hem Kürtçe’si hem Türkçe’si vardır. Yürek yakmak iyi bir işse, ikisi de eşit derecede yürek yakmaktadır. Ama yüreğimizde artık dağlanacak yer kalmamıştır. Sevdadan gayrısına ağıdımız olmasın artık. Şimdi hepinizin huzurunda yalvarmak istiyorum. Gördüm anladım, yapacak hiçbir şey kalmadıysa yalvarıyorum işte. Kendimi küçük düşürmek istiyorum. Taviz vermek istiyorum. Kimin elinde bu kanı durduracak bir güç varsa, ister şeytana tapsın ister puta, ister bir tek Allah’a... DİZLERİMİN ÜSTÜNE ÇÖKTÜM YALVARIYORUM Kimin dudaklarının ucundaysa bunca gencecik hayat, ben ona yalvarmak istiyorum. Ne olur? Bu işi durdur. Ben siyaset miyasetten bahsetmiyorum. Dizlerimin üstüne çöktüm, "Bu genç ölümleri durdur" diyorum. Kimse ateş etmesin kimseye. Hiçbir gerekçeyle. Hatta kendini savunmak için bile... Çünkü savunmaya başlayana kadar masumsun ve masum güzel bir kelime, masum kal... Kim hangi mayının yerini biliyorsa yalvarırım söylesin. Bir kağıda yazsın, bir şişeye koysun, suya salsın söylesin. Kim hangi mayının yerini biliyorsa, kimin gücü yetiyorsa olası ölümlere engel olmaya, ona yalvarıyorum işte. İster şeytana tapsın ister puta, ister oralı olsun ister bizim buralı. Gücü yetiyorsa eğer durdursun bu işi. Ben, bir yurttaş, bir insan olarak kendimi küçük düşürüyorum. İşte açık açık yalvarıyorum, durdursun durdurmaya gücü yeten. Süresiz ve sonsuza kadar. Yalvarıyorum. Dizlerimin üstüne de çöktüm ve ağlıyorum işte. YAZGI BİRİNİ KIŞLAYA BİRİNİ DAĞLARA GÖTÜRMÜŞ Sonra sabahlara kadar tartışalım. Ama şimdi durdur. Yalvarırım. Gençler, çocuklar ölüyor, hepsi kardeş, hepsinde aynı muska, aynı yazgı, aynı televizyon, aynı futbol, aynı hayat... Hepsinin gerisinde dualara bürünmüş paramparça bir sevdalı. Hepsi genç, hepsi güzel... Hepsi Türk, Hepsi Kürt... Gençler... Yazgının biri kışlaya, diğeri dağlara götürmüş... Kürtçe’de "cehel" derler. Kulağa cahil gibi gelir; ama "henüz bilmez" manasındadır, henüz yolun başında manasında... Yalvarırım ne olacak... Benden ne eksiltecekse bu yakarış eksiltsin, maksat hayat çoğalsın bu dünya cennetinde. Bir yangında hep güzel kelimeler yanarken, çirkinleri hayatta kalır... Kınamak, sövmek, hangi haklı gerekçeyle olursa olsun yangına körükle gitmek. Ben kimseyi kınamıyorum, ben kimseye sövmüyorum, ben bu işin tamamını SEVMİYORUM. Kurtulalım istiyorum bu vebadan. Kimseyi haklı bulmuyorum, kimseyi haksız bulmuyorum. Küstüm. ’MIRIN’ DENİR KÜRTÇE’DE ’ÖLÜM’DÜR TÜRKÇE’DE Konuşmuyorum bu konuyu... Silahlar susana kadar "SİLAHLAR SUSSUN"dan başka konu konuşmak istemiyorum... İstemiyoruz. Ölmenin, öldürmenin hiçbir türünü, çeşidini sevmiyorum. Ben genç bir hayat kurtulsun istiyorum her tür kavgadan. Hatta kavgayı öven şiirlerden bile uzak dursun istiyorum. Her çocuk çirkin kelimelerden uzakta yaşasın istiyorum. Eğer o kelime çirkinse, çirkinin hizmetindeyse, Kürtçe söylemişin, Türkçe söylemişin çı fayda... Hiçbir dil çirkin bir kelimeyi güzelleştiremez. Ölüm her dilde çirkin bir kelimedir. "Mırın" denir Kürtçe’de. Anadolu’da konuşulan bütün dillerde karşılığı vardır. Bunların içinde resmi olan "ölüm"dür. Türkçe’dir. Ve ölüm kelimesi, resmi ya da gayri resmi her dilde eşit derecede çirkindir. "Yaşam"a gelince.... Kelimelerin en şahanelerinden. İçi açık açık ve kelimenin her manasıyla "hayat" doludur... Ve hayat, varlığından emin olduğumuz tek şeydir... DİL, BİR OLUŞLAR ZİNCİRİNİN SONUCUDUR Kürtçe’de "jiyan" denir. Yaşam, her dildeki en güzel kelimedir. Belki bir tek rakibi vardır, o da "aşk"tır elbette. Aşk... Kürtçe’de "evin" denir. Bu kelimelerin içinde resmi olan "aşk"tır; ama aşk kelimesi her dilde eşit derecede güzeldir. Anadolu’da en az iki kişinin birbiriyle konuşup anlaştığı bir dil varsa ben onu bile öğrenmek istiyorum. Sadece iki kişi bir dil icat etsin, ben çok merak ederim onu. Çünkü bu iş öyle kolay değildir. Dil yani lenguiç, çok geniş ve karmaşık bir sesler organizasyonudur. Ve bir dilin oluşması, hiç kimsenin tasarlamasına imkán bulunmayan ve yüzyıllar boyu süren bir olaylar, oluşlar zincirinin sonucudur. Bazı insanlar başka seslerle, bazıları başka seslerle anlaşırlar... O sesler onların bünyelerinden, yani hayatlarının, kuşaklar boyu yaşamışlıklarının içinden süzülerek akar. Sonuç her zaman mükemmeldir. Çünkü bir dilin yapımında milyon, milyar insanın katkısı vardır ve bu katkı o insanlar yaşadıkça devam eder. "ACI"NIN YANINA "ŞİFA", "İNTİKAM"A "BAĞIŞLAMA" İşte bu yüzden bütün diller, insanoğlunun en büyük, en mucizevi eserleridirler. Ve dil akışkan bir şey, düpedüz bir nehirdir. Bünyesine uyan her su içine akar. Her dilde başka dilden göçmen kelimeler vardır. Onlar o dilin yurttaşı olurlar sonra. Buna bazısı yozlaşma der; ama "yozlaşma" zaten çirkin bir kelimedir. Güzel dil ya da çirkin dil diye bir şey yoktur. Hepsi şaşılası bir kolektif çabanın ürünü, birer insan harikasıdır. Güzel kelimeler vardır, çirkin kelimeler vardır. Ve bunlar bütün dillere eşit sayıda yayılmıştır. Her çirkin kelimenin yanına bir tane iyisini eş edeceğiz. "Acı"nın yanına "şifa", "zor"un yanına "çaba", "intikam"ın yanına "bağışlama".... "Ölüm"ün yanına "hayat"! Sivil olan, sivil hakların geliştirilmesini isteyen bir yurttaş, silaha hiçbir zaman elini sürmemelidir. Haklılığını sivilliğinden alan kişi sivillikten vazgeçerse haklı olmaktan da vazgeçer... RESMİ OLANI TÜRKÇE’DİR AMA HEPSİ ÖZGÜRDÜR Artık sivil de değildir haklı da. Bir dilde manası çirkin olan, yani çirkin bir şeye isim veya duruma sıfat olan kelime sayısı artmışsa işte o zaman o dil, evet "yozlaşıyor" demektir. Dil yani lenguiç, iyi kullanılmazsa tehlikeli olur. Çünkü dil, her türlü kullanıma müsait mükemmel bir ses organizasyonudur. İnsanları başkalaştırır. Ama "başka"dan korkmaya gerek yoktur. "Başka" güzel bir kelimedir. Çünkü aslında aynı dili konuşan, konuşmayan herkes "BAŞKA"dır. Ve başka, başkalık güzeldir. Başkasının başkalığıyla birleşiriz ve bu birleşme bazen AŞK diye patlar. Ve aşk nerede olursa olsun kendisi dışındaki her şeyi önemsizleştirir. Biz kendi bahçemizdeki dillerin hepsini bilek, öğrenek, bir de üstüne İngilizce, Fransızca filan çakıp dünyanın karşısına çıkak. Diyek ki bizim bahçede insanoğlunun şu kadar senede imal ve muhafaza ettiği diller, hazineler var! Süryanice var, Keldanice var, daha araştırsak bulacaklarımız var... Bunların içinde resmi olanı Türkçe’dir. Ama hepsi Türkçe kadar özgürdür diyelim. KÜRTÇE’Yİ CENDEREDEN TÜRKÇE KURTARACAKTIR (Hem belki diğer dişlerini de yaptırmasına yardım edebiliriz şu tek dişli, tek taşlı medeniyetin.... "BİZ"i düzeltirsek herkesi düzeltiriz.) Hepimizin eşit derecede duyacağı bir gururla dünyaya diyelim ki: Bizzat Türkçe’nin kendisi diğer dillerimizin güvencesidir. Çünkü onları özgürleştiren şeyler Türkçe yazılacaktır. Türkçe bizim ortak dilimizdir ve ortak kimliğimizi oluşturur. Ve Türkçe, güzel kelimeleriyle her şeyi iyileştirebilir. Kürtçe’yi bu cendereden çıkarabilir. Alır bu Mezopotamyalı kardeşini, önce yaralarını iyileştirir. Onu özgürleştirir... Kürtçe’yi, korku salan, öfke çağrıştıran bir meselenin parçası olmaktan, bu hiç hak etmediği yankısından Türkçe kurtaracaktır. Çünkü DİL güncel bir mesele değildir. Güncel bir kavganın konusu olması, hiç hak etmediğimiz bir trajedidir. Ve kavga da (ki Kürtçe şer denir), trajedi de (ki ona Kürtçe’de de trajedi denir) çirkin kelimelerdir. Elbette bütün kelimelerle ilgili kullandığım "güzel" ve "çirkin" kelimeleri tırnak içindedir. Bazı tırnak kalın, bazısı incedir; ama hepsi tırnak içindedir. Çünkü asıl güzel olması gereken, kelimelere yön veren mekanizmadır ve bildiğim kadarıyla ona da akıl denir. TAKATİMİN SONUNDAYIM ELİMDE SADE KELİMELER Akıl dilin patronudur ve hiçbir zaman ve hiçbir koşulda yetkilerini akılsızlığa, öfkeye devretmemelidir. Bu bir mektup. Kanamalı bir güvercinin kanadına yazıldı. Hangi yüreğe konarsa o okusun ve bu ölümcül gidişi durdurmak için yapabileceği bir şey varsa hemen şimdi yapsın diye yazıldı. Ölüm üzerine... Mayın üzerine yazıldı. Kürtçe meselesi, Türkçe meselesi üzerine bir yakarış bu. Ben... Yani kalemden başka silah, vicdanından başka pusula tanımayan, bilmeyen ben... Ne elimde dünyayı kurtaracak bir bilgi var, ne düşleri aydınlatacak bir lamba... Elimde sade kelimeler... Dizlerimin üstüne çöktüm, ağlıyorum. Takatimin sonundayım ve durun diyebiliyorum sadece. Yalvarırım... Durun! Durdurun!
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
28/10/2007 - Unutur Mu Kalbim O Adamı…

İçimin kıyısına atılan bu artıklar kimin??kimin,bu zehir zemberek dolu, uzun cümleler??Kıyımların süre geldiği yürek şehrimde, kim kahraman? kim yenik ayrılan…..Her gece kırık sesimle avuttuğum benliğimin hıçkırıkları,ne zaman dinecek….ne zaman bitecek bu sancilarım,,,kendi sesime olan bu kinim ne zaman sona erecek.???Ne zaman son bulacak bu cinnet…??hangi sonla bitecek yazgım… Nice yazgıların yalnızlığına tanık oldum ben….Nice kaftanlar hazırladım yalan yanlış cümlelerimi örtmeye…Ne anlamı kaldı böyle yaşamanın??zamanın altı köşeli tabanında atıyorum zarımı..Neresindeyim bu yaşanmışlığın??kaçıncı durağındayım ölümün???Ne zaman çalacak çanlar…Ne zaman son bulacak bu çilekeşlik… Bir gün sona ereceğim,muhakkak…her devir,yeni bir devir doğururmuş giderayak…Kapanan tarih sayfalarındaki kanlı intiharlar kalır bugüne,ders alır bir sonraki kuşak… ……deseler de……..zaman hatalarıyla tekerrür eder….İdam sehpaları her daim kurulur…bu yürek kendi fermanını da duyurur.. Ey ölüm….sona çare umudu…Can çekişlerimin cümlelere yansıması….kayıp giden ezgilerin artıkları…sana yazılan belki de, belki de birkaç kelam.... Diner mi gecelerin yalnızlığı… Diner mi ruhumun acısı… Geçer mi bu aşk sancısı Unutur mu kalbim o adamı…
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
26/10/2007 - :::::Kırıldım aşk'a ama onun haberi yok:::::

Biliyorum, konuşacak bir şeyimiz kalmadı, paylaşacak hiçbir şeyimiz yok ortada. Yine de yüreğimden, gücümün yettiği yere kadar sana sesleniyorum, seninle konuşuyorum. Bugün sana olan kırgınlığımı rafa kaldırdım, sevgimi aldım avuçlarımın arasına, ona sığınıyorum. Cümlelerimi kısalttım, kelimelerim buruk, gülüşlerim istenmeyen evlat dudaklarımda. Bir ihtimal gelişine sığındığımı fark ettiysem de, engel olmadım gurursuz ama umutlu ve sabırlı hasretine. Anlık hayaller anlık mutluluklara gebe kalıyor..bugün gönlümü hoş tutmak istiyorum...imkansız olan her rüyaya inanasım geliyor. Bir çocuk gibi, isteklerimi bastıramıyorum. Çalmayan telefonuma elim gidiyor, sana hala bende olduğunu ısrarla yazmaya çalışıyorum. Bende olan seni hiç kırmadım, değiştirmedim ve hep korudum desem de, sendeki benin nasıl olduğunu, gülüp gülmediğini, anlamsız bir sıkıntıyla merak ediyorum. İçimdeki güzelliğine inanıp inanmamanı artık umursamıyorum..!
Bulutlar yağmurunu toprakla öpüştürebilseydi bugün, bana o verdiğin ama tutmadığın sözünü sahiplenerek, dans edebilirdim ıslaklığıma aldırmadan. Ki aslında ıslanan sadece yüreğim olurdu, bedenim değil...Üşüyorum, bu üşüme yalnızlığımdan geliyor ve sarıyor her tarafımı. Tutunabileceğim hiçbir güzellik yok, hatırlamaktan usanmayacağım anılarım dışında. Isınabilmek için onlara sarılıyorum. Anlamsız ve cevapsız sorular hınzırca sırıtıyor, ben görmemeye çalışıyorum.
Düşler uzak gibi görünüyordu ama yakındı. Belki de görmeyi istemek gerekiyordu. Gözlerini aç desem kapatacaksın ama kapatma gözlerini..! Biliyorum levrekler derinlerde ve dalgalı denizlerde yaşar. Levrekler uzak bir düş gibi zor yakalanır. Ama sen becerirsin düşleri yakalamayı, derinlere dalmayı, uzaklara kavuşmayı..Sahi, becerebilir misin..?
Kendime bir demet papatya aldım ama bakmadım falıma. Gözlerimi gelişlere verdim, gözlerimdeki hüzün bile seni özlemiş, kafayı bulunca itiraf etti sonunda. Düşüncelerim gururlu, hayallerim ve sevdam değil. Gelseydin; kendimi unutup sana akacaktım, susturacaktım içindeki isyanı, kavgaların ortasında bir güneş gibi doğup ısıtacaktım yüreğini, sevinçten ağlayacaktım bu defa, mutluyken hemen sarhoş oluşum gibi, dokunacaktım, kusacaktım birikmişliğimi, hasretimi ama gelmedin, gelmezdin, gelmeye hiç de niyetin yoktu aslında. Kendimi kandırdığımı anladığımda, ağlıyordum...
Eskiden kimi şarkıların ne kadar anlamlı olduğunu düşünürken, şimdi ayrılığın ardından çalınan her şarkı umutsuzluğumu ve sevgimi anlatıyormuş gibi geliyor. Sevdiğim ne çok şarkı varmış, bunu senin gidişin gösterdi bana. Her şarkıda sen varsın, her yerde, her gördüğüm insanda, denizde, gecede, uykumda...Nasıl beceriyorsun her yerde olabilmeyi. Bu bir marifetse eğer, niye benim yanımda değilsin ki...?
Göz yaşlarım asilliğini yitiriyor ve yenik düşüyorum sevdana. Gittin..belki de hiç gelmemiştin, ben geldiğini sandım. Ayak uyduramadım yorgunluğuna. Dudaklarına, düşlerindeki öpüşü konduramadım. Kimi zaman bir çocuk oldum gülüşlerinde şımaran, kimi zaman bir kadın dokunuşlarında kendini bulan. Ama en çok da imkansızın oldum, hırçınlığın, yirmi yaşın, gecikmişliğin...Her gelişimde bir kez daha gönderdiğin oldum. İnanamadığın, yenemediğin, üzerinden atlayamadığın korkuların oldum. Ağladığın, bağırdığın ya da sustuğun isyanın oldum. Aşk pazarında harcadığın mevsimler oldum, sessizce boşalan gözyaşların,birikmişliğin oldum. Son ses dinlediğin bir şarkının nakaratı oldum, dilinin ucuna gelip de söyleyemediğin kelimeler, ister istemez yaşadığın talihsizlikler oldum. Yüreğindeki kadın ben olmak isterken, yüreğine sığınan ve tozlanacak olan bir anı oldum. Hak etmediklerin, artık yeter dediklerin ve herşeyin olmak isterken belki de hiçbir şeyin oldum. Söylesene, ben gerçekte senin neyin oldum...? Sesin hep uzakları çağırıyordu, ben üstüme alındım, sana geldim. Bilseydim, bana ait olmayan bir seslenişi sahiplenir miydim..? Şimdi bir mevsimlik aşk kaldı avuçlarımda. Sadece bir mevsim yaşanan ama bir ömür gibi gelen aşk...Kalbime henüz söylemedim gittiğini. Öğrenirse onun da acı çekmesinden korkuyorum. Seni hala benimle biliyor ve seviyor ama ben kalbime ilk defa yalan söylüyorum.
Gittin...sevdamın öksüzlüğüne alışabilirim belki ama sesinin uzak yolların sonunda olması acıtıyor içimi. Suskunluğun en büyük silahındı, suskunluğunla vurdun beni. Ben alışkınım kendi yaralarımı kendim sarmaya. Asıl acı olan ve kanatan unutulmak aslında. Söylesene, unutulmak kime yakışıyor..? Unutan sen olsan da, sana bile yakışmıyor..Merak etme, üstüne giydirmedim bu duyguyu, unutulmayan olmak sende daha güzel duruyor. Görüyorsun işte, aşka ve sana ihanet etmiyorum ben, ki kırgınlığım aşka.Sen üstüne alındın...Bir sonbahar�da, güneş hala daha ısıtırken bedenimi seni çıkarttı karşıma. Sen �bitti� dediğinde yağmur yağıyordu, aşkın canı sıkıldı, seni aldı...
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
SeVmeK YüReK isTeR SeVMeYi BileN YüReK iHaNeT ETMeZ iHaNet EdeN YüReK SeViLMeYi HaK ETMEZ...Ey SeVGiLi SeN SeVMeYiDe SeViLMeYiDe HaK EDiYoRSuN...!!!
Kategoriler
Arkadaşlarım
Özkan Özdemir duygularayolculuk
|